Lütfen Bekleyiniz...

MARİZ

(ﻣﺮﻳﺾ) sıf. (Ar. maraż “hastalık”tan marіż)
1. Hasta, hastalıklı, marazlı: Kapında hâcetim var hoş revâ kıl / Marîz-i hâcetim şâhım devâ kıl (Şemseddin Sivâsî). Kalb-i marîzim ancak senin devâ-yı iltifâtınla şifâyab olur (Fâik Reşat). Çırpınır çırpınır marîz u tebâh (Cenap Şahâbeddin).
2. Kusurlu, illetli: Ah şimdiki mariz ve müteverrim muhit (Ömer Seyfeddin). Kala kala erkeklerimizin rûhundaki pederşâhî hâkimiyet hırsı ve mariz bir kıskançlık kaldı (Safiye Erol).
● Marîzâne (ﻣﺮﻳﻀﺎﻧﻪ) sıf. (Fars. -āne ekiyle)
1. zf. Hastalıklı: “Marîzâne tebessüm.” Ne de bu nahif çehresinin marîzâne süzgünlüğü belliydi (Hâlit Z. Uşaklıgil’den).
2. Hasta bir kimseye yakışır şekilde.