Kubbealtı Kursları Başlıyor
Lütfen Bekleyiniz...

MAHZUN

(ﻣﺤﺰﻭﻥ) sıf. (Ar. ḥuzn “gamlı olmak”tan maḥzūn) Üzüntülü, gamlı, kederli, hüzünlü: Hoş nigâh et bu hazan-gâh-ı bahâr-âlûde / Kimi bülbül gibi mahzun kimisi gül gibi şâd (Nâbî’den). Bir kāmeti serve olmuşum mecnun / Gevherî kulunu eyleme mahzun (Gevherî). Bu acâyip şeyleri Nûra'a anlatamayacağı için mahzun oluyordu (Ahmet H. Tanpınar).
● Mahzûnâne (ﻣﺤﺰﻭﻧﺎﻧﻪ) zf. (Fars. -āne ekiyle) Üzüntülü bir halde, kederli ve hüzünlü olarak: İşi gücü odanın bir köşesine çekilerek yetîmâne âh etmeye, mahzûnâne göz yaşı dökmeye münhasır olmuş idi (Nâmık Kemal). Öyle mahzûnâne tasvir et ki cûş-i giryemi / Ârzû-yı giryeden vâreste vicdan kalmasın (Muallim Nâci).
● Mahzûnen (ﻣﺤﺰﻭﻧﺎً) zf. (maḥzūn’un tenvinli şekli) Mahzun bir şekilde, mahzun olarak: Yalvarmanın fâidesi olmadığını anladığından me’yûsen ve mahzûnen avdete karar verdi (Ahmed Midhat Efendi).

Kubbealtı Mûsikî Dersleri Başlıyor!

Side Banner