Lütfen Bekleyiniz...

NEDÂMET

(ﻧﺪﺍﻣﺖ) i. (Ar. nedāmet) Yaptığı iş veya davranışın sonucunu beğenmeyip yaptığına hayıflanma, pişman olma, pişmanlık: Cemâl-i sûretine kim ki olmadı kurban / İki cihanda nasîbi nedâmet oldu vü âh (Nesîmî). Nihâl-i tevbeye gülzâr-ı afv-ı Bârî’de / Veren tarâveti eşk-i ter-i nedâmet imiş (Fıtnat Hanım). Eder isyânıma gönlümde nedâmet galebe / Neyleyim yüz bulamam ye’s ile afvım talebe (Şinâsî).
ѻ Nedâmet duymak (etmek, getirmek): Pişmanlık duymak, nâdim olmak: Bu, ağzından öyle ihtiyarsız çıkmış idi ki derhal nedâmet etti (Hâlit Z. Uşaklıgil).