Kubbealti Lugati
Kubbealtı Kursları Başlıyor

ÂHAR

(ﺁﻫﺎﺭ) i. (Fars. āhār) Üzerine rahatça yazılabilmesi ve gerektiğinde iz bırakmadan silinebilmesi için kâğıda sürülen, şapla kestirilmiş yumurta akı, nişasta veya un muhallebisiyle yapılmış bir nevi kâğıt cilâsı: Bilhassa âhar gibi, mürekkep gibi, ebrû gibi murakka germek, yaldız ezmek gibi başkaları tarafından da yapılabilmesi mümkün olan işler, gene onun titiz himmetine ve şahsî gayretine bakardı (Sâmiha Ayverdi). Nişasta ve yumurta âharlarının en belirli usûlü bu yazdıklarımızdır. Bunların içine bir miktar misk veya amber veyâhut gül suyu koymak sûretiyle kokulu kâğıt elde edilir (Uğur Derman).

ÂHAR

(ﺁﺧﺮ) sıf. (Ar. āḫar) Başka, diğer: “Şahs-ı âhar.” “Bahs-i âhar.” “Vakt-i âhar.” Benim gibi bir bâkirenin göz yaşlarını sûret-i âharla tefsîre uğraşmayınız (Hüseyin R. Gürpınar). Yatık Emine, kazâ dâhilinde ikāmet ettirilmek ve âhar bir mahalle azîmetine muhâlefet olunmak üzere… (Refik H. Karay).

ÂHARCI

i. Eskiden kâğıdı âharlayıp cilâlı duruma getiren esnaf [Beyazıt’ta dükkânları vardı]: Kâğıtları âharlayanlara âharcı denir; vaktiyle bâzı iyi âhar yapan hattatlar kendileri için âharladıkları kâğıtların bir kısmını satarlardı, sonra bu işi ticâret edinenler oldu (Celâl E. Arseven).

ÂHARLAMAK

geçişli f. Âhar sürerek kâğıdı düzgün ve kaygan duruma getirmek, cilâlamak: Yufkadır kâğıd-ı dil eşk ile âharlayıp / Mühre-i dâğ ile şeffâf ü kalemgîr edelim (Sâbit’ten).

ÂHARLI

sıf. Eskiden özellikle hattatların kullandıkları, üzerine âhar sürülerek parlatılmış (kâğıt): Ağzı bal mumlu ufak bir pul şişe mürekkep, birkaç tabaka âharlı denilen koyu yeşil, yumurta sarısı kâğıt… (Ahmet Râsim).