HULÂSA – HÜLÂSA

(ﺧﻼﺻﻪ) i. (Ar. ḫulāṣa)
1. Bir sözün veya yazının özünü belirten kısaltılmış şekli: Mümkün olduğu kadar kısa bir hulâsa (Refik H. Karay).
2. Bir maddenin alkol, eter gibi eritici maddelerle ayrılmış özü, saf ve hâlis olan kısmı: “Malt hulâsası.” “Kına kına hulâsası.”
3. zf. Sözün kısası, sonuç olarak, hâsıl-ı kelâm: Güzel. Fakat kocan, oğlun, hulâsa yok mu senin / Bir erkeğin, bu ne hal? (Mehmet Âkif’ten). Hulâsa, bu yeni fethedilmiş şehirde ilk attığı adımlarının aksini adlarından dinlediğimiz bütün bu kahramanlar nasıl insanlardı? (Ahmet H. Tanpınar). Nitekim o devir örf, âdet, dil, din, hulâsa tekmil sosyal îcap ve düzenleriyle âhenkli bir cemiyet manzarası arzetmekte bulunuyordu (Sâmiha Ayverdi).
ѻ Hulâsa etmek: (Bir sözü, yazıyı veya fikri) Ayrıntıdan kurtarmak, özünü aksettirecek şekilde kısaltmak, özünü belirtecek şekilde anlatmak: Kâtip Çelebi Arapça Fezleke’sini, bu müellifin yine Arapça bir târih olan eserini hulâsa etmek sûretiyle meydana getirmiştir (Orhan Ş. Gökyay). Vardığımız netîceyi size hulâsa edeyim (Reşat N. Güntekin). Bitmiş veya tam diyebileceğimiz hiçbir eser, bu toprağın mâcerâsını bu kadar güzel hulâsa edemez (Ahmet H. Tanpınar). Hulâsa-i kelâm: Sözün kısası. Hulâsâtü’l-hulâsa:
1. Özün özü, en son varılan sonuç: Hastalığınızın hulâsatü’l-hulâsası işte budur (Reşat N. Güntekin).
2. Eskiden bâzı kitapların kısaltılmış şekillerinden yapılan kısaltma, özetin özeti.

HULÂSACI

i. Eskiden devlet dâirelerinde dilekçelerin özetini çıkaran memurlara verilen isim.

HULÂSATEN

(ﺧﻼﺻﺔً) zf. (Ar. ḫulāṣa’nın tenvinli şekli ḫulāṣaten) Hulâsa olarak, kısaca: Fakat külliyâtından hulâsaten bahsetmek münâsip görüldü (Nâmık Kemal). Bundan evvelki makālede hulâsaten şunları söylemek istemiştik (Reşat N. Güntekin).