Kubbealtı Kursları Başlıyor

MEYÂNE – MİYÂNE

(ﻣﻴﺎﻧﻪ) i. (Fars. miyāne)
1. Ara, mâbeyn, meyan: Seyyâhin (Seyyahlar) meyânesinde mergub olan… (Sâlim Tezkiresi). Müzâkere netîcesinde esnaf kendilerinden kaç kişi istenir ise meyânelerinde onları tefrik ederek muhâkemeye gönderirler (Mec. Um. Bel.). Atılmışım iki lâ-yüfhem meyânesine / Zemîne anlatamam âsumâna anlatamam (Muallim Nâci).
2. Bir şeyin ortası, orta, vasat.
3. Bir odada orta yere konan halı: Bir odayı döşemek için kullanılan halı takımları ekseriya dört parçadan ibâret olur ki bunlardan odanın ortasına konulana orta halısı veya meyâne, iki yanlara konulan uzun halılara kenar halısı veya kenâre ve pencereler önünde sedirin bulunduğu tarafa konulana da baş halı veya serendaz denir. Bunların dördüne deste tâbir olunur (Celâl E. Arseven).
4. Gerdanlığın ortasında bulunan iri inci. ♦ târih.
5. Yeniçeri teşkîlâtında “orta” adı verilen cemâatten küçük, bölükten büyük, tabur büyüklüğünde topluluğun adı: “Meyâne kâtipleri: Yeniçeri ortalarının kâtipleri.”
6. târih. Osmanlı ordusunda kullanılmış olan orta büyüklükteki bir top: Rumeli askeri otuz pâre meyâne ile gönderildi (Kâtip Çelebi’den Seç.).

MEYÂNE

(ﻣﻴﺎﻧﻪ) i. (Fars. miyāne) Belirli ölçülerde tereyağı ve un karıştırılarak yapılan sos.
ѻ Meyânesi gelmek: (Helva vb. yiyecekler için) Kıvâmına gelmek, tam kıvâmını bulmak.

MEYÂNECİ

i.
1. Aracı, arabulucu: Mektup yazarsın yırtar atar, meyâneci yollarsın, geri çevirir, söz atarsın, işitmezliğe gelir (Refik H. Karay’dan).
2. argo. Fuhuş ilişkilerinde aracılık yapan kimse, pezevenk, kodoş: Sen iyi meyâneci imişsin meğerse dedim, bilseydik… –Yâhu, bir sevap yapalım dedik, şimdi pezevenk mi olduk yâni… dedi (Câhit Kayra’dan).