ÂŞIKĀNE

(ﻋﺎﺷﻘﺎﻧﻪ) sıf. ve zf. (Ar. ‘āşiḳ’tan Fars. -āne ekiyle ‘āşiḳāne)
1. Âşık olana yakışacak şekilde, âşıkça, âşıkçasına: Vâdîleri âşıkāne inlet (Muallim Nâci). Nerîman’ı sevmek, onunla bir münâsebet-i âşıkāneye girişmek… (Hüseyin R. Gürpınar). Rüzgâr zaman zaman durarak esiyor, ağaçlar dervişçe fısıltılara başlıyor, nârin yapraklar âşıkāne çarpıntılara tutuluyordu (Refik H. Karay).
2. sıf. İçinde aşk ifâdesi bulunan, konusu aşk olan: “Âşıkāne sözler.” “Efkâr-ı âşıkāne.” Aceb mi âşıkāne bir gazel eyleyip inşâd / Akıtsam cûy-ı hasret deşt-i tab’-ı mihribânımdan (Leskofçalı Gālib). Âşıkāne şarkılar söyler idin (Cenap Şahâbeddin). Duyacaksın ateş feryâdını hâtıraların / Akşam vakti söylenen âşıkāne şarkılarda (Orhan V. Kanık).