Kubbealtı Kursları Başlıyor

ÂŞİKÂR – ÂŞİKÂRE

( ﺁﺷﻜﺎﺭﻩﺁﺷﻜﺎﺭ) sıf. (Fars. āşkār – āşkāre)
1. Açık, meydanda, gözle görülebilen, belli, ayan, vâzıh, bâriz: Sonra âşikâr bir hüzün ve şüphe ile… (Ahmet H. Tanpınar). Belkıs’ın bakışında bana karşı âşikâr bir düşmanlık vardı (Safiye Erol).
2. zf. Açıkça, açık bir şekilde: Âşikâre gördü Rabbü’l-izzeti (Süleyman Çelebi). Gün gibi âşikâr biliyorum ki salıydı (Hüseyin R. Gürpınar).
ѻ Âşikâr etmek (eylemek, kılmak): Meydana çıkarmak, belli etmek, ortaya koymak. Âşikâr olmak: Meydana çıkmak, belli olmak, görünmek: Yine âsâr-ı feyz-i kudret-i Hak âşikâr oldu (Fıtnat Hanım). Tasasızlığı bıngıllığından âşikâr olan hanımın yerinden kımıldadığını gören de yok (Burhan Felek). Âşikâreye vurmak: Belli etmek, açıkça ortaya koymak.
● (Ap)âşikâr Bk. APÂŞİKÂR