Kubbealtı Kursları Başlıyor

AHKÂM

(ﺍﺣﻜﺎﻡ) i. (Ar. ḥukm’ün çoğul şekli aḥkām)
1. Hükümler, kānunlar, emirler, buyruklar: Zamâne mâni-i ahkâm-ı inkılâb olmuş (Nâilî). Vukūât-ı cihan hep şîve-i ahkâm-ı aşkındır (Leskofçalı Gālib). Gülhâne Hattı’nın ellerde mevcut olan ahkâm-ı adâleti pâre pâre edildi, ayaklar altına alındı (Nâmık Kemal).
2. Yıldızlardan ve muhtelif alâmetlerden çıkarılan anlamlar ve varılan sonuçlar.
ѻ Ahkâm çıkarmak: Kendi zan ve kuruntusuna göre anlam ve sonuç çıkarmak, hükümlere varmak: İki softa (…) her gördüklerinden bir ahkâm çıkararak bütün âfât-ı semâviyye ve arziyyeyi halkın harekât ve sekenâtına hamlediyor ve birbirlerine, “Allah ıslâh eylesin” duâsını tekrar ederek yürüyorlardı (Musâhipzâde Celâl). Ahkâm defteri: târih. Eskiden devlet dâirelerinde tutulan, içine resmî karar, tâlîmat ve emirlerin yazıldığı defter. Ahkâm kesmek: Bir konuda ehil olmadığı halde gelişigüzel, uluorta, çekinmeden kesin hükümler vermek: Bu da spor otoritelerinin kestiği ahkâm: Futbolumuzu yabancı antrenörler kurtarabilir (Rauf Tamer). Ahkâm yürütmek: Bir mesele üzerinde kendi zannına göre fikir yürütmek, hüküm vermek: “Bilmediğin şey üzerinde ahkâm yürütme.” Ahkâm-ı adliyye:
1. Adâlet hükümleri.
2. eski. Adliye nezâreti, adâlet bakanlığı. Ahkâm-ı şahsiyye: Bir kimsenin şahsına âit meseleler hakkındaki hukūkî hükümler. Ahkâm-ı şer’iyye: İslâm hukūkunun îtikat, ibâdet, muâmelât ve cezâlara âit hükümleri: Ahkâm-ı şer’iyyenin en küçük bir faslından olan kavâid ve fevâid-i medeniyye, bunların cümlesine keyfiyet ve kemiyetçe birkaç kat fâiktir (Nâmık Kemal).