Kubbealtı Kursları Başlıyor

AHVAL

[l ince] (ﺍﺣﻮﺍﻝ) i. (Ar. ḥāl’in çoğul şekli aḥvāl)
1. Haller: Değildir âşinâ ahvâl-i aşka (Leskofçalı Gālib). Bu sırr-ı müşkili dûzah-nişîn-i iftirâk anlar / Ki ahvâl-i kıyâmetten nişân eyyâm-ı aşkındır (Hersekli Ârif Hikmet). Mülkün bir parçasını umûmundan ayırmaya kalkışmak insan için ahvâl-i tabîiyyeden değildir (Nâmık Kemal).
2. Hâdiseler, olup bitenler, vak’alar: Geçmiş zamanların ahvâlinden iğrendim (Nâmık Kemal). Dîvan odasında Veli Koca ile Stefan serhat ahvâlini görüşmeye koyuldular (Safiye Erol).
3. Durum, vaziyet, hal [Bu anlamda tekil durumundadır]: Kâtip ahvâlimi şâha böyle yaz (Pir Sultan Abdal). Lâkin ahvâl-i mâliyyesi o kadar bozuk ki… (Nâmık Kemal). Ahvâlimi anlamaksa matlûb / Gel ol cezebâta sen de mağlûb (Muallim Nâci).
ѻ Ahvâl-i isim: dilb. İsmin halleri.

Kubbealtı Mûsikî Dersleri Başlıyor!

Side Banner