Kubbealtı Kursları Başlıyor

ÂSAR

(ﺁﺛﺎﺭ) i. (Ar. eѕer’in çoğul şekli āѕār)
1. Bir kimsenin veya bir topluluğun çalışması sonucunda ortaya çıkmış olan şeyler, eserler: Acabâ hangi asrın âsârı (Muallim Nâci).
2. Bir şeyin varlığını gösteren belirtiler, alâmetler: Âsâr-ı gazab görüp semâda / Titrer durur ellerim duâda (Abdülhak Hâmit’ten). Ben zevcimi bilirim. Bana olan sadâkatinin âsârını her sabah göz bebeklerinde görürüm (Hüseyin R. Gürpınar).
3. Kitaplar, yazılmış eserler: Ben nihân oldumsa âsârım nihân olmaz durur (Muallim Nâci). Aczimin giryesidir bence bütün âsârım (Mehmet Âkif).
4. Bir düşüncenin, bir olayın doğurduğu sonuçlar, yarattığı tesirler, geride bıraktığı izler: Meselâ 10 Temmuz veya 31 Mart vak’aları âsar ve netâyiç îtibâriyle basit olmadığı gibi… (Cenap Şahâbeddin).
ѻ Âsâr-ı atîka: Bk. ÂSÂRIATÎKA. Âsâr-ı nefîse: Sanat değeri olan güzel eserler: Ne yazık ki İstanbul’da bu çeşit âsâr-ı nefîse gittikçe azalmaktadır (Yâkup K. Karaosmanoğlu).

A’SAR

(ﺍﻋﺼﺎﺭ) i. (Ar. ‘aṣr’ın çoğul şekli a‘ṣār) Asırlar, yüzyıllar: Sen ki a’sâra gömülsen taşacaksın (Mehmet Âkif). A’sar gelip geçti, fakat bulmadı pâyan rûhumdaki hicran (Orhan S. Orhon).
● A’sar-dîde (ﺍﻋﺼﺎﺭﺩﻳﺪﻩ) birl. sıf. (Fars. dіde “görmüş” ile) Asırlar görmüş, üzerinden yüzyıllar geçmiş: Garip çehreli a’sar-dîde bir derviş / Elinde buzdan asâ koltuğunda bir ney var (Orhan S. Orhon).

ÂSÂRIATÎKA

(ﺁﺛﺎﺭﻋﺘﻴﻘﻪ) i. (Ar. āsār “eserler” ve ‘atiḳ “eski” > ‘atіḳa’dan āѕār-ı ‘atіḳa) Târihî değer taşıyan eski eserler: Piyâle Paşa câmiini ancak âsârıatîka mütehassısı olan birkaç kişi bilir (Yahyâ Kemal).