Kubbealtı Kursları Başlıyor

AYAN – IYAN – İYAN

(ﻋﻴﺎﻥ) sıf. (Ar. ‘ayn “göz”den ‘iyān “gözüyle görme” > ‘ayān)
1. Açık, âşikâr, gözle görülür, belli: Bu ayandır nûrun olmaz gölgesi (Süleyman Çelebi). Yedisi sudadır ayandır beşi (Pir Sultan Abdal). Her şeyde ayan ulüvv-i kudret (Abdülhak Hâmit).
2. zf. Açıkça, gözle görülür şekilde: Çünkü Hak evvelliğin bildin ayan (Süleyman Çelebi). Elinizin altında her noktası ayan görünüyor (Refik H. Karay).
ѻ Ayan beyan: Besbelli, apaçık, açık seçik: Dürdâne’nin odasında söylenen sözler sanki burada söyleniyormuş gibi ayan beyan işitiliyor (Ahmed Midhat Efendi). Aksetmiyor çoğunda fikirler ayan beyan / Hayyâm imiş hakîkati az çok fısıldayan (Yahyâ Kemal). Ayan (Iyan) etmek (eylemek, kılmak): Açıklamak, ortaya koymak, âşikâr etmek: Ayân etmek için âsâr-ı aşkı / Halîl’e âteşi gülzâr edersin (Hersekli Ârif Hikmet). Zihninizde dolaşanları ona ayan eder (Refik H. Karay). Beganoğlu kahpeliğini millete ayan ettim (Safiye Erol). Ayan (Iyan) olmak: Görünür hâle gelmek, belli olmak, açıkça meydana çıkmak: Dünyâda ettiğim gizli nesneler / Hak katında ayân olsa gerektir (Karacaoğlan). Ayân olur o zaman karşımızda âlem-i rûh (Mehmet Âkif). Bu ıztırâb-ı nihânî ayân olur birden (Hüseyin Sîret).
● Ayânen – Iyânen – İyânen (ﻋﻴﺎﻧﺎً) zf. (‘ayān’ın tenvinli şekli) Ayan olarak, açıkça: Burhan ile sâbit olan ayânen sâbit gibidir (Cevdet Paşa).

AYANDON

i. (Yun. ay-andōni “Aziz Andonios’un yortusu”) 28 ocakta başlayan sayılı bir fırtına: Takvim, ocak ayının 26 veya 27’inci günü için kışın en şiddetli zamânı yazar, eskiler de şiddet-i sermâ derlerdi; ertesi günde İstanbul iklîminin sayılı fırtınalarından biri kopardı ki halk Aya Andon’dan bozma olarak Ayandon fırtınası derdi (Reşat E. Koçu).