Kubbealtı Kursları Başlıyor

ÂZAM

(ﺍﻋﻈﻢ) sıf. (Ar. ‘iẓam “büyük olmak”tan a‘ẓam) Çok (daha, en, pek) büyük: “Bahr-i a’zam: Büyük deniz, okyanus.” “Vezîr-i a’zam: En büyük vezir, sadrâzam.”

AZAMET

(ﻋﻈﻤﺖ) i. (Ar. ‘aẓamet)
1. Büyüklük, ululuk, yücelik, celâl: Hak Teâlâ azamet âleminin pâdişehi / Lâ-mekândır olamaz devletinin taht-gehi (Şinâsî).
2. Debdebe, ihtişam.
3. Kibir, gurur: “Büyük bir azametle yürüyor.” “Azametinden geçilmiyor.”
ѻ Azamet satmak: Böbürlenmek, kibirlenmek.
● Azamet-füruş (ﻋﻈﻤﺖ ﻓﺮﻭﺵ) birl. sıf. (Fars. fürūş “satan” ile) Çalım satan, büyüklük taslayan.

AZAMETLİ

sıf.
1. Büyük, ihtişamlı, haşmetli, muhteşem.
2. Büyüklük taslayan, kibirli, gururlu, çalımlı, kurumlu.
● Azametlü sıf. Osmanlı pâdişahları için kullanılan unvan sözü.

ÂZAMÎ

(ﺍﻋﻈﻤﻰ) sıf. ve zf. (Ar. a‘ẓam “en büyük” ve Fars. izâfet kesresi -i ile, a‘ẓam-i…) [İzâfet kesresi zamanla fonksiyonunu kaybetmiş ve nispet ekiyle karıştırılarak uzun okunmuştur. Bâzı kullanımlarda ise nispet ekinin fonksiyonu daha güçlü duruma gelmiştir]
1. En çok, en fazla: “Âzamî kâr.” “Âzamî beş yüz milyon lira eder.”
2. mat. Maksimum. Karşıtı: ASGARÎ.

ÂZAMİYET

(ﺍﻋﻈﻤﻴّﺖ) i. (Ar. a‘ẓam’dan yapma mastar eki -iyyet ile a‘ẓamiyyet)
1. Daha büyük olma, en büyük olma.
2. eski. Cebirde bir sayının diğerinden büyük olması.