Kubbealti Lugati
Kubbealtı Kursları Başlıyor

BÂLÂ

(ﺑﺎﻻ) i. (Fars. bālā)
1. Bir şeyin yüksek yeri, yukarı, üst: Bâlâda söylediğim çıkmaz sokağın müntehâsında solda bir hâne vardır (Muallim Nâci).
2. sıf. Yüksek, yüce, âlî: Âlem-i bâlâya pervâz et nişânın kalmasın (Leskofçalı Gālib).
3. i. Boy, kad, kāmet: “Bâlâ-yı bülend: Uzun boy.”
ѻ Bâlâ ricâli: târih. Bâlâ rütbesine sâhip kimseler: Bâlâ ricâli dört, ûlâ evveli ricâli üç, ûlâ sânîsi ve mütemâyizler ikişer çifte kullanırlardı (Sâmiha Ayverdi). Bâlâ rütbesi: târih. Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında ihdas edilen bir mülkî rütbe.
● Bâlâ-dest (ﺑﺎﻻ ﺩﺳﺖ) birl. sıf. (Fars. dest “el” ile) Eli üstün olan, gālip: İhtiyâc eylemesin destini pest / Bahş edip sen olasın bâlâ-dest (Nâbî).
● Bâlâ-keşîde (ﺑﺎﻻ ﻛﺸﻴﺪﻩ) birl. sıf. (Fars. keşіde “çekilmiş” ile) Boy atmış, uzun boylu: “Nihâl-i bâlâ-keşîde.”
● Bâlâ-nişin (ﺑﺎﻻ ﻧﺸﻴﻦ) birl. sıf. (Fars. nişіn “oturan” ile) Yüksekte oturan, saygı gösterilen.
● Bâlâ-pervaz (ﺑﺎﻻ ﭘﺮﻭﺍﺯ) birl. sıf. (Fars. pervāz “uçan” ile)
1. Yüksekten uçan: Var mıdır bâz-ı hayâlim gibi bâlâ-pervâz (Muallim Nâci).
2. Kendini olduğundan üstün gören ve öyle göstermeye çalışan, haddini bilmez, palavracı.
● Bâlâ-rev (ﺑﺎﻻ ﺭﻭ) birl. sıf. (Fars. rev “giden” ile) Yüksekten giden, yüksekten uçan: Kimin bâlâ-rev-i envâr edersin / Kimin bîgâne-i idrâk-i ma’nâ (Hersekli Ârif Hikmet).
● Bâlâ-ter (ﺑﺎﻻ ﺗﺮ) tür. sıf. (Fars. -ter ekiyle) Daha yüksek: Hırka-i dervîşâne, indinde hil’at-i müeyyededen bâlâter idi (Sâlim Tezkiresi). Bâlâ-ter idi mertebede necm-i Sühâ’dan (Hüseyin C. Yalçın).
● Bâlâ-terin (ﺑﺎﻻ ﺗﺮﻳﻦ) tür. sıf. (Fars. -terіn ekiyle) Çok yüksek, en yüksek: Verdi taht-ı şevkete bir şevket-i bâlâ-terin (Ziyâ Paşa).

BÂLÂHÂNE

(ﺑﺎﻻ ﺧﺎﻧﻪ) i. (Fars. bālā “yüksek” ve ḫāne “yer, ev” ile bālā-ḫāne)
1. Bir binânın en üst katındaki yüksek kısım, cihannümâ: Rükn-i bâlâhâne-i devlet imâd-ı saltanat / Dest-gâh-ı milk ü millet kuvvet-i bâzû-yı din (Nedim).
2. Medreselerde kubbeler arasına yapılan tahtadan oda.