Kubbealtı Kursları Başlıyor

BEYAN

(ﺑﻴﺎﻥ) i. (Ar. beyān)
1. Açıklama, anlatma, söyleme: Herkesçe kötü tanındığı beyâna muhtaç değildir (Kâtip Çelebi’den Seç.). Bu mânâ muğlaktır gelmez beyâna / Akıllar mı erer sırr-ı sübhâna (Erzurumlu Emrah).
2. Herhangi bir şeyi, bir durumu resmî makamlara bildirme veya bu hususta verilen bilgi, bildirim, deklarasyon: “Mal beyânı.” “Beyânına göre vergi tahakkuk ettirildi.”
3. edeb. Belâgatın teşbih, mecaz, kinâye, istiâre gibi anlatım yollarını, sanatlarını gösteren bölümü: “İlm-i beyan.” “Fenn-i beyan.” Veli Efendi gelip mantık ve maânî ve beyan fenni onunla müzâkere olundu (Kâtip Çelebi’den Seç.). Ömür boyunca maânî, bedî beyân okuduk / Neler neler okuduk yazdık almadık ki soluk (Halil N. Boztepe’den).
ѻ Beyan edilmek (olunmak): Anlatılmak, bildirilmek, söylenmek. Beyan etmek (eylemek, kılmak):
1. Bildirmek, anlatmak, söylemek: Söz uzun maksûdu kılalım beyan (Süleyman Çelebi). Ferdâ-yı beşer nedir beyân et (Abdülhak Hâmit).
2. (Bir şeyi, bir durumu) Resmî makamlara bildirmek. Beyâna tâbi: Resmî makamlara bildirilmesi şart olan: “Beyâna tâbi mallar.” Beyân-ı zarûret: eski hukuk. Söylenmediği halde söylenmiş sayılan hüküm.

BEYANNÂME

(ﺑﻴﺎﻧﻨﺎﻣﻪ) i. (Ar. beyān “açıklama, bildirme” ve Fars. nāme “yazılı şey” ile beyān-nāme)
1. Herhangi bir meseleyi, bir durumu halka veya ilgililere bildirmek için yazılan açıklama yazısı, bildiri: “İhtilâl beyannâmesi.” “Beyannâme neşretmek.” Ona elindeki Genç Türkler’in beyannâmesini tercüme etti (Ömer Seyfeddin).
2. Herhangi bir kimse veya kurum tarafından, resmî makamlarca istenen bilgiyi vermek üzere belli kalıplara göre yazılan yazı veya doldurulan cetvel, bildirge: “Vergi beyannâmesi.”

Kubbealtı Mûsikî Dersleri Başlıyor!

Side Banner