Kubbealtı Kursları Başlıyor

BEZM

(ﺑﺰﻡ) i. (Fars. bezm)
1. İçkili, eğlenceli yiyip içme ve sohbet meclisi: Bezme teşrîf eyle ey çeşm-i âfet / Bu şeb hâne halvet eyle muhabbet (Şarkı). Ben mi sâkî olayım bezme dururken sevdiğim (Yusuf Z. Ortaç). Bir yerde bezm-i canda mı dîvân-ı Cem’de mi / Bir yerde görmüşüm seni dünyâmı görmeden (Fâruk N. Çamlıbel).
2. Topluluk, meclis: Nizâmülmülk ü Âsaf bezm-i hâssında mürîd olsun (Fıtnat Hanım). Bezm-i cühhâl gibi ârife zindân olmaz (Leskofçalı Gālib).
ѻ Bezm-i elest (ezel): tasavvuf. Allah’ın ezelde ruhları yarattıktan sonra, “Elestü bi-Rabbiküm: Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diye sorduğu ve ruhların, “Belâ (evet), sen bizim Rabb’imizsin” diye Allah’ı tasdik ettikleri ezel meclisi: Tekrar mülâkî oluruz bezm-i ezelde / Evvel giden ahbâba selâm olsun erenler (Yahyâ Kemal – Ö.T.S.).
● Bezm-ârâ (ﺑﺰﻡﺁﺭﺍ) birl. sıf. (Fars. ārā “süsleyen” ile) Meclisi süsleyen, şenlendiren: Gāyet bezm-ârâ olduğundan hazır olduğu mecliste zevk ve safâ ve şevk ve şetâretin menbaı kendisi olur (Ahmed Midhat Efendi).
● Bezm-gâh (-geh) ( ﺑﺰﻣﮕﻪﺑﺰﻣﮕﺎﻩ) tür. i. (Fars. yer bildiren -gāh > -geh ekiyle) Sohbet ve işret için toplanılan, meclis kurulan yer: Hâdimi Cibrîl ü sâkîsi habîbullâhtır / Bezm-gâh-ı hüsn ü aşkın izzet ü şânın görün (Leskofçalı Gālib).

BEZMEK

geçişsiz f. (Eski Türk. bez-mek “soğuktan titremek”) (-den) Bıkmak, usanmak, bîzar olmak, gınâ gelmek: Hem okudum hemi de yazdım / Yalan dünyâ senden bezdim (Karacaoğlan). Usandım da bezdim bu tatlı candan / Kuzum kuzum der de meler bir koyun (Kul Mehmed).
Bezmek fiiliyle deyim: Canından bezmek.