Kubbealtı Kursları Başlıyor

CEVİR – CEVR

(ﺟﻮﺭ) i. (Ar. cevr) Haksızlık edip incitme, eziyet, cefâ, gadr, zulüm: Derûnum feyz-yâb-ı ye’s kılsa baht-ı vârûnum / Sipihrin zulm ü cevrinden peşîmân olduğun görsem (Leskofçalı Gālib). Beni cevrinle öldürdün beyim, ağyâra aldandın (Nâmık Kemal). En sinsi bir ezâ gibidir geçmeyen zaman / Bin türlü başka cevri de vardır ki bîaman (Yahyâ Kemal).
ѻ Cevr (Cevrini) çekmek: Eziyet (eziyetini) çekmek, meşakkate (meşakkatine) katlanmak: Yâr elinden derde düşmek cevr çekmek gam yemek / Ey saâdet burcunun mâhı saâdettir bana (Zâtî). Başım dizlerinde ebediyetin / Çekerim cevrini bütün gurbetin (Kemâleddin Kamu).
● Cevr-pîşe (ﺟﻮﺭﭘﻴﺸﻪ) birl. sıf. (Fars. pіşe “meslek, iş, huy” ile) Cevretmeyi huy edinmiş olan, zâlim, gaddar.

CEVR

Bk. CEVİR

CEVREDİLMEK – CEVROLUNMAK

birl. edilgen f. (Bir kimseye) Eziyet edilmek: “İnsana bu kadar cevredilmez.”

CEVRETMEK – CEVREYLEMEK

birl. geçişli f. (Ar. cevr + Türk. etmek, eylemek) (-e) Eziyet etmek, haksızlık ederek incitmek, zulmetmek: Ol elif-kad cevreder k’etmez tahammül Kāf ona / Görmedim anın gibi insâfsız insâf ona (Zâtî). Niçin bize cevredersin / Gel geç Hasan Balım gel geç (Karacaoğlan). Halka değil kendime cevreyledim (Muallim Nâci).

CEVROLUNMAK

Kubbealtı Mûsikî Dersleri Başlıyor!

Side Banner