Kubbealtı Kursları Başlıyor

EFKÂR

(ﺍﻓﻜﺎﺭ) i. (Ar. fikr’in çoğul şekli efkār) [Kelime ikinci anlamını Türkçe’de kazanmış ve bu anlamda tekil olarak kullanılmıştır]
1. Fikirler, düşünceler: “Efkâr-ı bâtıla.” Efkâr-ı garîbe.” En halim insanların efkârına hiddet verir (Muallim Nâci). Efkâr ve hissiyâta kadar irtikā eden bu ayrılık millet-i gālibenin ümîd-i temsîlini azaltır (Cenap Şahâbeddin).
2. Endîşe, tasa, kaygı, üzüntü, keder: Kürküme turuncu şal mı kapatsam, cevîzî şal mı demekten gayri efkârın yok (Safiye Erol). Ve sen konuşunca güneşler doğar / Cıvıl cıvıl kuşlar konar avuçlarıma / Dağılır bütün efkârım (Yavuz B. Bâkiler).
ѻ Efkâr basmak: Düşünüp tasalanmak, üzerine hüzün çökmek, efkârlanmak: Bir efkâr basıyor beni ansızın / Kendimi zor atıyorum sokaklara (Yavuz B. Bâkiler). Efkâr dağıtmak: (Hoşa giden, keyif veren bir şey yaparak) Tasalı ve üzüntülü durumdan sıyrılmaya çalışmak.

EFKÂRIUMÛMİYE

(ﺍﻓﻜﺎﺭﻋﻤﻮﻣﻴّﻪ) i. (Ar. efkār “fikirler” ve ‘umūmiyye “umûma âit” ile efkār-ı ‘umūmiyye) Bir memleket halkının bir mesele üzerindeki görüşü, kanâat ve düşüncesi, halk oyu, kamu oyu: Fransa Katolik olmakla berâber efkârıumûmiye her yerden ziyâde orada Katolik mezhebinin aleyhindedir (Nâmık Kemal). Fakat yavaş yavaş hâdiselerin tazyîki ile bir çeşit efkârıumûmiyenin teşekkül ettiği de tahmin edilebilir (Ahmet H. Tanpınar). Kamu oyu mudur, efkârıumûmiye veya genel efkâr mı, ne ise hakem olsun (Târık Buğra).

EFKÂRLANMAK

dönüşlü f. (< efkâr+lan-mak) Üzerine hüzün çökmek, düşünüp tasalanmak, kederlenmek, efkâr basmak: Pardon… Sizden çekinmeye lüzum görmedim. Birden efkârlandım da (Refik H. Karay). Bir şey söyleyeceğim, ama efkârlanırsın diye korkuyorum (Mahmut Yesâri). Kâzım’ın türküsünü söylerler Üsküdar’da, efkârlanırım (Orhan V. Kanık).

EFKÂRLI

sıf. Düşünceli, üzüntülü, tasalı, mahzun ve gamlı, kederli: Havuzun başına gelmesin eller / Bugün efkârlıyım açmasın güller (Eflâtun C. Güney’den). Zâten efkârlısın (Orhan V. Kanık).