Kubbealtı Kursları Başlıyor

HAKİM

(ﺣﻜﻴﻢ) i. (Ar. ḥikmet’ten ḥakіm)
1. Varlıktaki şeylerin mâhiyet ve hakîkatlerini aklı ile bilen kimse. eski. Filozof: “Sokrat, Eflâtun, İbn-i Sînâ birer hakimdir.” Gör ten-i uryân ile ahvâlimi hicran günü / Var imiş rûz-ı kıyâmet kılma inkâr ey hakîm (Fuzûlî). Kızıl Elma’ya bir emâre bulmak / İçin size geldim. Çünkü her kime / Sordumsa dediler: Git o hakîme (Ziyâ Gökalp). Sabırlı, hakim, nikbet anlarına tahammüllü, hâdiselerin azdığı zamanlarda kendisini korumayı bilen Sâhip Ata… (Ahmet H. Tanpınar).
2. i. ve sıf. Akıllı, derin düşünceli, hükümleri sağlam, basîret ve sağ duyu sâhibi kimse: Mâl ü ferzende bağlanır mı hakîm (Muallim Nâci). Devletini seviyor musun? –Seviyorum. Hakim sadrâzam doğruldu; arkasına dayandı (Ömer Seyfeddin).
3. tasavvuf. Eşyânın hakîkatini olduğu gibi bilen, Allah ile kâinat, insanla âlem arasındaki bağları, âlemle ilgili gerçekleri kavrama ilmine sâhip kimse: Âlimin hakîme ihtiyâcı çoktur, hakîmin âlime ihtiyâcı yoktur (Erzurumlu İbrâhim Hakkı). Hikmetin cismimde ilmin canda izhâr eyledin / Lâzım oldu hem alîm ü hem hakîm olmak bana (Leskofçalı Gālib). Hikmet görerek hakîm olur dil (Muallim Nâci).
4. Doktor, hekim: Aşktan cânımda bir pinhan maraz var ey hakîm / Halka pinhan derdim izhâr etme zinhâr ey hakîm (Fuzûlî). Ben o dil-haste-i hecrim ki hakîm-i aşkım / Eylemiş zehr-i gamı mâye-i tiryâk bana (Leskofçalı Gālib).
5. “Son bulması tasavvur edilemeyen dâimî ve ezelî en yüksek ilme sâhip olan, künhünü kendisinden başkasının tam mânâsıyle bilemeyeceği bir ilimle bilen, gerçek hikmet sâhibi” anlamında esmâ-i hüsnâdan (Allâh’ın en güzel isimlerinden)dır: Ne kim takdîr ediptir Hak olur elbet ol zâhir / Ne tedbîr ederiz ana ki takdîrin hakîm etmiş (Niyâzî-i Mısrî).
ѻ Hakîm-i mutlak: Cenâbıhak: Hak Taâlâ hazretleri hakîm-i mutlaktır; hükmünü mahalline vazeder ve hükmünde asla kimseye zulmetmez (Ahmet A. Konuk).

Kubbealtı Mûsikî Dersleri Başlıyor!

Side Banner