Kubbealtı Kursları Başlıyor

İNTİFÂ

(ﺍﻧﺘﻔﺎﻉ) i. (Ar. nef’ “faydalandırmak”tan intifā‘) Faydalanma, yararlanma: Otundan ve suyundan intifâ eylediler (Âlî Mustafa Efendi). O halde intifâ edemeyeceğin ağacı dikip de ne yapacaksın? (Fâik Reşat). Rûhu hiss-i intifâdan muarrâdır denebilir (Cenap Şahâbeddin).
ѻ İntifâ hakkı: hukuk. Mülkiyeti başkasına âit bir gayrimenkūlün yalnız gelirinden yararlanma hakkı.
● İntifâî (ﺍﻧﺘﻔﺎﻋﻰ) sıf. (nispet eki ile) Fayda amacı güden, faydacı.

İNTIFÂ

(ﺍﻧﻄﻔﺎﺀ) i. (Ar. ṭufū’ “sönmek”ten inṭifā’)
1. Sönme: “İntıfâ-ı harik: Yangının sönmesi.” Bir lerziş-i alîl ile meyyâl-i intıfâ / Enzârı ağlıyordu bakıp kendi kendine (Tevfik Fikret). Bütün bunlar, hep intıfâ bulmaz bir hırs-ı şedîde tebaan boğaz boğaza gelmek için… (Hüseyin C. Yalçın). Haset bir âteş-i cansûzdur kim intıfâ bulmaz (Recâîzâde M. Ekrem).
2. mec. Gücünü kaybetme, zayıflama.

İNTİFAH

(ﺍﻧﺘﻔﺎﺥ) i. (Ar. nefḫ “şişirmek, üflemek”ten intifāḫ)
1. Şişme, kabarma.
2. tıp. Bir organın şişip kabarması: “İntifâh-ı batnî: Karnın şişmesi.” “İntifâh-ı rie: Ciğerin şişmesi.”

İNTİFÂİYE

(ﺍﻧﺘﻔﺎﻋﻴّﻪ) i. (Ar. intifā‘і “faydalanmayla ilgili”den intifā‘iyye) Faydacılık.