Kubbealtı Kursları Başlıyor

KÂN

(ﻛﺎﻥ) i. (Fars. kān)
1. Mâden yatağı, mâden ocağı: Yeğ-durur bin kân-ı zerden ehl-i fazla bir varak (Kâtip Çelebi’den Seç.).
2. mec. Bir şeyin çok bol bulunduğu yer veya kimse, kaynak, memba: Yere gökten hân-ı rahmet geldi söz / Halka Hak’tan kân-ı ni’met geldi söz (Ahmedî). Bu gelen ilm-i ledün sultânıdır / Bu gelen tevhîd ü irfan kânıdır (Süleyman Çelebi). Ma’zûr tut ey kân-ı kerem acz ü kusûrum (Nâilî).

KÂNUN

(ﻛﺎﻧﻮﻥ) i. (Ar. kānūn “ateş ocağı, fırın” < Süry.) Kânûnuevvel ve kânûnusânî sözlerinin kısaltılmış şekli, aralık ve ocak ayları için kullanılan ortak ad: “Kânunlarda hava soğuk olur.”

KÂNÛNUEVVEL

(ﻛﺎﻧﻮﻥ ﺍﻭّﻝ) i. (Ar. kānūn ve evvel “ilk” ile kānūn-ı evvel) Aralık ayının eski adı, ilk kânun, birinci kânun.

KÂNÛNUSÂNÎ

(ﻛﺎﻧﻮﻥ ﺛﺎﻧﻰ) i. (Ar. kānūn ve ѕānі “ikinci” ile kānūn-ı ѕānі) Ocak ayının eski adı, son kânun, ikinci kânun.