Kubbealtı Kursları Başlıyor

KISSA

(ﻗﺼّﻪ) i. (Ar. ḳiṣṣa) 1. Kısa hikâye, ibretli hikâye, fıkra, rivâyet: “Ahlâkî, dînî, târihî kıssalar.” Bunlar içinde düstûr-ı hikmet sayılacak pek çok âlî sözler, hisse-i ibret alınacak kıssalar vardır (Fâik Reşat). Ve Lafonten’in kıssa-i mârûfesinde olduğu gibi ağustos böcekleri sık sık karıncalardan istiâne edegelmiştir (Cenap Şahâbeddin). Benim en beğendiğim kıssalardan biri de şudur… (Refik H. Karay).
2. Vak’a, mâcerâ, sergüzeşt: Kâşki sevdiğimi sevse kamu halk-ı cihan / Sözümüz cümle heman kıssa-i cânân olsa (Yahyâ Bey). Kıssamız Ferhâd u Kays’ın dâsitânın etti tay (Fıtnat Hanım).
ѻ Kıssadan hisse: Anlatılan bir olaydan veya hikâyeden çıkarılan ibret dersi: Kıssadan hisse budur ki, serdar olan ünlüler yalnız maddî vâsıtalara güvenmeyip güçleri yettiği kadar mânevî vâsıtalara da riâyet ve îtibar eylemek lâzımdır (Kâtip Çelebi’den Seç.). Kıssadan hisse budur ki küçük adamla büyük işe başlamak câiz değildir (Kâtip Çelebi’den Seç.).
● Kıssa-gû (-güzar, -perdaz) ( ﻗﺼّﻪ ﮔﻮ ﻗﺼّﻪ ﮔﺬﺍﺭﻗﺼّﻪ ﭘﺮﺩﺍﺯ) birl. i. ve sıf. (Fars. “söyleyen”, guẕār “beceren, yapan”, perdāz “düzenleyen” ile) Hikâye anlatan kimse, kıssahan.

KISSAHAN

(ﻗﺼّﻪ ﺧﻮﺍﻥ) i. (Ar. ḳiṣṣa “hikâye” ve Fars. ẖān “okuyan” ile ḳiṣṣa-ẖān) Kıssa söyleyen, hikâye anlatan kimse: Kıssahan ve meddah kelimeleri müterâdif olmakla berâber kıssahanları söylemek üzere yazılmış hikâyeleri okuyanlar, meddahları da doğrudan doğruya hikâye söyleyenler gibi telakkî etmek daha sarih olacak (Selim N. Gerçek). Fâtih Sultan Mehmed hayâtı boyunca bu çeşit eğlencelere kendini vermemiş, verecek vakit bulamamış olmasına rağmen gene de sarayında Mustafa adlı bir kıssahan ile Bülban Lâl ve Ömer adlı iki nedîmi vardı (Sâmiha Ayverdi).