Kubbealti Lugati
Kubbealtı Kursları Başlıyor

KADİM

(ﻗﺪﻳﻢ) sıf. (Ar. ḳidem “eski olmak”tan ḳadіm)
1. Geçmişi uzun zamâna dayanan, eski: Üç bin senedir yaşayan kadim bir milleti vîran eden Îran’ı haritadan silmek, yeryüzünden kaldırmak için ittifak ediyorlardı (Ömer Seyfeddin). Loş bir sahhaf dükkânının içinde rutûbet ve toz kokulu kadim ciltler beni aksırtarak el yazması dîvanlar arardım (Rûşen E. Ünaydın). Kadim bir eşraf eviydi baba evimiz. Bu kadim sözcüğünü ne kadar çok seviyorum. “Eski” demek; ama nedense bana eskiden daha sıcak, daha etkili, daha derin anlamlarla yüklü geliyor (Nezîhe Araz).
2. (Zaman için) Başlangıcı olmayan, ezelî, zaman üstü: “Kelâm-ı kadim: “Ezelî söz” Kur’ân-ı Kerîm.” Çok değildir mazhar-ı sırr-ı kadîm olmak bana / Mümteni’dir feyz-i ilminden adîm olmak bana (Leskofçalı Gālib).
3. i. Eski zaman: “Kadimden beri.” “Târîh-i kadim.”
● Kadîme (ﻗﺪﻳﻤﻪ) sıf. Kadim kelimesinin tamlamalarda ortaya çıkan aynı mânâdaki müennes şekli: “Ezmine-i kadîme: Eski çağlar.” “Hudûd-ı kadîme.” “Münâsebet–i kadîme.” Türk edebiyâtı (…) âdeta âsâr-ı kadîme taharriyâtına mahsus bir harâbe hâline gelmiştir (Ahmet Hâşim). Kendilerinin ezmine-i kadîmede Cânus nâmında zü’l-vecheyn bir mâbûdu vardı ki… (Cenap Şahâbeddin).
● Kadîmen (ﻗﺪﻳﻤﺎً) zf. (ḳadіm’in tenvinli şekli)
1. Eski zamanda.
2. Öteden beri, eskiden beri.