Kubbealtı Kursları Başlıyor

KEMAL

[l ince] (ﻛﻤﺎﻝ) i. (Ar. kemāl)
1. En olgun, en yetişkin döneminde olma, olgunluk: “Sinn-i kemal: Olgunluk yaşı.” Sonra kemâlini buldukta koyu kırmızı olur ve azıcık ekşiliği olur (Kâtip Çelebi’den Seç.). Dalında kemâle eren bir meyve gibi tabiî (Refik H. Karay). Nihâyet yaşlarımız kemâle erdi (Burhan Felek).
2. Bir şeyin tam ve noksansız dereceye erişmiş olması durumu, mükemmellik, tamlık: “Kemâl-i nezâket.” “Kemâl-i telâş.” “Kemâl-i azamet.” Kırmızı gülden rengin almışsın / Güzellikte kemâlini bulmuşsun (Karacaoğlan). Kemâl-i devlet istersen oku âyât-ı Kur’ân’ı / Ki her harfin içinde var Niyâzî bin dürr-i yektâ (Niyâzî-i Mısrî). Kemâl-i ta’zim ile aldı öptü, başına koydu (Muallim Nâci).
3. Bir kimsenin mânevî meziyetler, ahlâk, ilim ve fazîlet bakımından tam bir olgunluğa erişmiş olması durumu: Bir kılı kırk yarmış kâmil olanlar / Yine demişler ki kemal nicedir (Erzurumlu Emrah’tan). İlmi, kemâli herkesçe mâlûmdu (Ömer Seyfeddin).
● Kemâli zamir. (İyelik ekinin kalıplaşmasıyle) Değeri, bahası, olup olacağı, alt tarafı: “Kemâli kaç paralık şey.” Be insafsız! Bir ekmek için bir insanı bu kadar döverler mi! Kemâli nedir? (Fâik Reşat). Şiir yâhu kemâli bunun (Târık Buğra).
● Kemâlî (ﻛﻤﺎﻟﻰ) sıf. (nispet eki -і ile) Kemâle âit, olgunlukla ilgili.
● Kemâliyye (ﻛﻤﺎﻟﻴّﻪ) sıf. Kemâlî kelimesinin tamlamalarda ortaya çıkan aynı mânâdaki müennes şekli.

KEMALİST

i. (Kemal Atatürk adından Fransızca ekle türetilmiştir) Atatürkçü.

KEMALİZM

i. Atatürkçülük.

Kubbealtı Mûsikî Dersleri Başlıyor!

Side Banner