Kubbealtı Kursları Başlıyor

KESB

Bk. KESP

KESBETMEK – KESBEYLEMEK

birl. geçişli f. (Ar. kesb + Türk. etmek, eylemek) Kazanmak, edinmek: Mumu söndürünce odanın ne hal kesbedeceğini düşündüm (Muallim Nâci). Mermer merdivenleriyle gurûbun önünde bir reng-i âl kesbeden mağrur sarayları ebediyete karşı birer tâk-ı zafer gibi durur (Sâmipaşazâde Sezâî).

KESBÎ

(ﻛﺴﺒﻰ) sıf. (Ar. kesb “kazanmak” ve nispet eki ile kesbі) Sonradan kazanılan veya edinilen, doğuştan olmayan, kisbî. Karşıtı: VEHBÎ: “Kesbî ilimler.”

KESP – KESB

(ﻛﺴﺐ) i. (Ar. kesb) Kazanma, çalışarak kazanma: “Kesb-i rızk.” “Kesb-i servet.” “Kesb-i mevki.” “Kesb-i mahâret.” “Kesb-i şöhret.” Yakında kendisi de asil bir âile ile kesb-i karâbet edeceğini söyledi (Sâmipaşazâde Sezâî).
2. Kazanç [Bu anlamda daha çok Kisb şekli kullanılmıştır. Bk. KİSB].
3. Geçim sağlamak için yapılan çalışma ve sanat: Ferâmûş edip kesbini kârını / Bitirdi iki günde hep varını (İzzet Molla’dan).
ѻ Kesb-i yed: Hak edilen şey, istihkak, el emeği: Çektiği belâlar kendi kesb-i yedi olduğundan acıyıp teessüf etmekten başka bir şey denilemez (Nâmık Kemal).