Kubbealtı Kursları Başlıyor

MAZHAR

(ﻣﻈﻬﺮ) i. (Ar. ẓuhūr “zâhir olmak”tan maẓhar)
1. Bir şeyin görünür duruma geldiği, göründüğü, açığa çıktığı, zâhir olduğu yer veya kimse, tecellî yeri: Muzhir-i Hak mazhar-ı envâr idi / Cümle lutf-ı Hak özünde var idi (Süleyman Çelebi). Atâ-yı Hakk’a sensin mazhar-ı hâs (Şemseddin Sivâsî). Çocuk sevgi demektir sevgili Zeynep; çocuk sevginin en saf mazharıdır (Ahmet Selim).
2. sıf. Ulaşan, erişen, nâil olan: Sevgisine mazhar her şey ve herkes bu nişana sâhip olur (Ahmet H. Tanpınar).
ѻ Mazhar olmak: Erişmek, ulaşmak, nâil olmak: Mezbur paşanın oğlu gelip azîm iltifat ve riâyete mazhar oldu (Kâtip Çelebi’den Seç.). İnsan fânî olduğu halde yine hayât-ı ebediyyeye mazhar olacak gibi çalışmalıdır (Nâmık Kemal). Senin nîmetine mazhar olanların yolunu göster (Hâlide E. Adıvar).

MAZHAR – MIZHER

(ﻣﻈﻬﺮ) i. (Ar. maẓhar miẓher) Tekkelerde zikir esnâsında kullanılan ve bâzılarının kenarında halkalar bulunan, kasnağı çifte kirişli, zilsiz, kasnak çapı 50-60 santim kadar olan, def biçimindeki mûsikî âleti, bender, bendir: Kudüm çingene elinde ise çifte nâra, dümbelektir, tekkede kudûm-i şeriftir. Tef de mazhar, mızher adı alınca yücelir (Mâlik Aksel). Klasik tef dâiredir, ikincisi dergâhlarda çalınan mazhardır, kasnağına çifte kiriş gerilidir (Fahri Celâl).
● Mazhar-zen (ﻣﻈﻬﺮﺯﻥ) i. (Fars. zen “vuran” ile) Mazhar çalan kimse.

MAZHARİYET

(ﻣﻈﻬﺮﻳّﺖ) i. (Ar. maẓhar’dan yapma mastar eki –iyyet ile maẓhariyyet) Mazhar olma, erişme, nâil olma, nâiliyet: Takdîr-i umûmîye mazhariyet bilakis nedretine delâlet eder (Cenap Şahâbeddin).