Kubbealti Lugati
Kubbealtı Kursları Başlıyor

MEDAR

(ﻣﺪﺍﺭ) i. (Ar. devr “dönmek”ten medār)
1. Dönme, dönüş: İsterim dâim görem dîdârın ammâ neyleyim / İhtiyârım yok benim re’yimce çerh etmez medâr (Fuzûlî).
2. Bir şeyin döneceği, devredeceği yer: “Medârü’l-ayn: Gözün içinde döneceği yer, göz çukuru.”
3. Dönen bir şeyin merkezinin dayandığı yer, çevresinde dönülen nokta: Zıllımız Gālib medâr-ı cünbüş-i ervâhtır / Sâye-bân-ı âlem-i kudsüz nihâl-i kalb ile (Leskofçalı Gālib).
4. mec. Dayanak, destek: Zıll-i bârî halîfe-i zîşan / Hâmi-i din medâr-ı emn ü eman (Fıtnat Hanım).
5. mec. Sebep, vâsıta, vesîle: Binâenaleyh letâif hem neşât-ı hâtıra medar, hem mûci-i ibret ü ibtisar olmak haysiyetiyle eğlencelerin faydalı kısmındandır (Fâik Reşat). Siyah saçların altında bir likā-yı seher / Bahâr-ı aşka medâr-ı tarâvet olsa bile (Tevfik Fikret).
6. astro. Yörünge, mahrek: “Medâr-ı şems.” “Medâr-ı Zuhal.”
7. Dönence: Afrika ülkelerine işâret ola; zîra ol yerler hattıüstüvâ ve medarlar altında olmağla dâima harâretten hâlî değildir (Kâtip Çelebi’den Seç.).
ѻ Medar olmak: Yardım etmek, yardımcı olmak, yardımı dokunmak: İzâle-i ye’sine medar olacak tesellîlerin en kuvvetlilerini o bulur söylerdi (Hüseyin R. Gürpınar). Medâr-ı Cedî: Oğlak dönencesi. Medâr-ı iftihar: Övünmeye vesîle olan, kendisiyle övünülen şey veya kimse: Öküz arabaları, kasabanın medâr-ı iftihârı asfaltı çamur içinde bırakıyordu (Sait Fâik). Ve solculuğun yegâne medâr-ı iftihârı da toplumsal bir nesne oluşudur (Rauf Tamer). Medâr-ı istinad: İstinat noktası, dayanak: Koçi Bey risâlesinde münderiç ulûfe defterleri bu babda medâr-ı istinad olacak vesâiktendir (Mec. Um. Bel.). Medâr-ı maîşet: Geçim sebebi, geçim vâsıtası. Medâr-ı mûtedil: Oğlak ve Yengeç dönenceleri arasındaki bölge. Medâr-ı Seretan: Yengeç dönencesi.
● Medâreyn (ﻣﺪﺍﺭﻳﻦ) i. (Ar. tesniye eki -eyn ile) Oğlak ve Yengeç dönenceleri.
● Medârî (ﻣﺪﺍﺭﻯ) sıf. (nispet eki ile) Medâra âit, medarla ilgili, tropikal: “Medârî mıntıka: coğ. Tropikal kuşak.”