Kubbealtı Kursları Başlıyor

MUHİT

(ﻣﺤﻴﻂ) sıf. (Ar. iḥāṭa “kuşatmak, etrâfını çevirmek”ten muḥіṭ)
1. Çepeçevre kuşatan, etrâfını çeviren, çevreleyen ihâta eden (şey): Dil böyle muhît olur iken çarh-ı muhîti / İnsâna yeridir deseler âlem-i kübrâ (Zâtî). İhâta etmez iken arş rûhunu bilmem / Muhît oldu nasıl cismini fezâ-yı vücûd (Nevres’ten).
2. mec. Gücü veya bilgisi ile kuşatan, içine alan, kapsayan, câmi, hâvi: “Muhît-i hakāyık: Hakîkatleri içine alan, kapsayan.” ♦ i.
3. Bir kimsenin çeşitli ihtiyaçları yönünden devamlı ilişki içinde bulunduğu insan topluluğu, çevre: Muhîtimin telâşından anlıyordum ki hastalığımda bana söylenmeyen bir tehlike var (Peyâmi Safâ). Muhîti kalbinden ziyâde kafasını yetiştirmek istemiş (Hâlide E. Adıvar). Ne ki İbrâhim Efendi, muhîtinin gözünde mevki ve serveti ölçüsünde büyüdükçe büyürken aynı varlık onu kardeşinin nazarında olduğu yerden bir arpa boyu yükseltmiş olmuyordu (Sâmiha Ayverdi).
4. Yöre, semt: “Böyle bir muhitte oturmak isterim.” Ne an’ane ne mâzî ne vatan ne kavmiyet tanırdı. Irk ve muhit nazariyesini, rûhu ve fikri hasta bütün zavallılar gibi inkâra kalkardı (Ömer Seyfeddin).
5. mat. Düzlem üzerindeki bir şekli sınırlayan çizgi, çevre: Her bir nokta mutlaka muhîtin merkezi değildir. Velâkin her nerede bir dâire olursa mutlaka onun merkezi olan noktanın vücûdu lâzımdır (Ahmet A. Konuk).
6. bota. Zarf, kılıf.
ѻ Muhit edinmek (yapmak): Çeşitli yönlerden ilişki kurabileceği insanlarla tanışmak, yeni yeni arkadaşlar, dostlar edinmek, çevresini genişletmek. Muhît-i arz: Dünya çevresi. Muhît-i dâire: Dâire çevresi, çember: Muhît-i dâire-i aşktan hurûc muhâl / Ne çâre kabza-i takdîr-i Girdgâr’dayız (Yenişehirli Avnî’den). Muhîtü’l-maârif: Çeşitli bilgileri kapsayan, içine alan kitap, ansiklopedi.