Kubbealti Lugati
Kubbealtı Kursları Başlıyor

NÂLE

(ﻧﺎﻟﻪ) i. (Fars. nāle) İnleme, inilti: Can kulağıdır işiten / Bu âşıklar nâlesini (Yûnus Emre – Ö.T.S.). Câm-ı mey yollamış nûş etsin deyü / İçsin de hâtırın hoş etsin deyü / Nâle vü feryâdın gûş etsin deyü / Hüseynî perdesin hicâza çekmiş (Dertli – Ö.T.S.). Pek müessirdir nevâ-yı ehl-i dil ehl-i dile / Nâle-i can-sûz-ı bülbüldür yakan pervâneyi (Es’ad Muhlis Paşa’dan).
● Nâle-kâr (ﻧﺎﻟﻪﻛﺎﺭ) tür. sıf. (Fars. -kār ekiyle) İnleyici: Garîbim hasta-hâlim nâle-kârım (Recâîzâde M. Ekrem). Sustur ya bu kalb-i nâle-kârı / Yâ kâr-ger eyle âh ü zârı… (Abdülhak Hâmit).
● Nâle-künan (-zenan) ( ﻧﺎﻟﻪ ﺯﻧﺎﻥﻧﺎﻟﻪ ﻛﻨﺎﻥ) birl. zf. (Fars. künān “yaparak”, zenān “vurarak” ile) İnleyerek: Bîmâr-ı gamım ki bilmeyip tâb u tüvan / Üftâde-i hâk-i mihnetim nâle-künan (Azmîzâde Hâletî). Bir büyük hastahânedir bu cihan / Beşeriyyet içinde nâle-künan (Hüseyin Sîret).
● Nâle-meşhun (ﻧﺎﻟﻪ ﻣﺸﺤﻮﻥ) birl. sıf. (Ar. meşḥūn “dolu” ile) İnleme ile dolu: Bütün şiirlerimin rûhu bir tekeddürdür / Ki dembedem duyarım kalb-i nâle-meşhûnda (Tevfik Fikret). Aç da gör kalb-i nâle-meşhûnu (Cenap Şahâbeddin).
● Nâle-senc (-zen) ( ﻧﺎﻟﻪ ﺯﻥﻧﺎﻟﻪ ﺳﻨﺞ) birl. sıf. (Fars. senc “tartan, ölçen”, zen “vuran” ile) İnleyen: Biz nâle-senc-i köhne-bahârân-ı hasretiz / Gülzârda hezâr ne âlemdedir aceb (İzzet Ali Paşa’dan). Nâle-senc oldukça ney eyler enînim izdiyâd (Muallim Nâci).

NÂLENDE

(ﻧﺎﻟﻨﺪﻩ) sıf. (Fars. nālіden “inlemek”ten nālende) İnleyen: Ey gonca-i ne-şüküfte kaçan hande edersin / Mürg-ı dili bülbül gibi nâlende edersin (Fıtnat Hanım). Derd ile nâlende olmakmış nasîb (Recâîzâde M. Ekrem). Eşinden ayrı düşen kuş gibi nâlende (Hüseyin Sîret).

NÂLET

sıf. halk ağzı. Lânet: Çünkü o yörelerin bir nâlet karıncası varmış ki kan kokusunu alır almaz üşüşürmüş (Târık Buğra).