Kubbealtı Kursları Başlıyor

NÛRÂNÎ

(ﻧﻮﺭﺍﻧﻰ) sıf. (Ar. nūr > nūrān ve nispet eki ile nūrānі)
1. Işıklı.
2. mec. Temiz, mübârek, nurlu: On üç sene evvel Diyarbekir’den Rumeli’ye ve İstanbul’a gelip dokuz sene oturduktan sonra tekrar Diyarbekir’e dönen o diyârın nûrânî bir oğlu bu toprağa esrârengiz bir ekici gibi ne ekti? (Yahyâ Kemal). An’ane, Hacı Bayram’la İstanbul fethinin mânevî ve nûrânî yüzü olan Ak Şemseddin’i bu ovada karşılaştırır (Ahmet H. Tanpınar).

NÛRÂNİYET

(ﻧﻮﺭﺍﻧﻴّﺖ) i. (Ar. nūrānі “nurlu”dan yapma mastar eki -iyyet ile nūrāniyyet) [Kelime Türkçe’de türetilmiştir] Nurlu olma durumu, ışıklı olma, parlaklık, mübâreklik: Yüzünde bir nûrâniyet vardır (Şemseddin Sâmi).

NÛRİYE

(ﻧﻮﺭﻳّﻪ) i. (Nūreddіn adından Nūrі’den Nūriyye) Rifâî tarîkatının Nûreddin Habîbullah el-Hadîsî tarafından kurulan bir kolu.