Kubbealtı Kursları Başlıyor

NİHAN

(ﻧﻬﺎﻥ) sıf. (Fars. nihān)
1. Gizli, saklı, gizlenmiş, saklanmış: Al da Ömer üç pay et ol rızkı Hak verir ayan / Birisin ye birisin yedir birin et nihan (Âşık Ömer). Aceb mi tab’ım olursa güher-feşan Fıtnat / Hum-ı devâtta gencîne-i nihan buldum (Fıtnat Hanım). Hurûf-ı dâğ-ı mahabbet dilimde kaldı nihan / Hisâb-ı aşkı kim anlar kiminle söyleşelim (Leskofçalı Gālib).
2. Görünmeyen, göz önünde olmayan: Her ne kim var âşikâre vü nihan / Yer ü gök ü arş u ferş ü ins ü can (Süleyman Çelebi). Hüsnün görünür de sen nihansın (Abdülhak Hâmit). Bütün eşyâ zalâm içinde nihan (Cenap Şahâbeddin).
3. i. Sır: Hakkın yolun arar isen dilde nihan içindedir / Andan nişan sorar isen her bir nişan içindedir (Cemâleddîn-i Uşşâkî).
ѻ Nihan etmek (eylemek): Gizlemek, saklamak: Âdemi âlemde ayân eyledi / Kendini âdemde nihân eyledi (Hersekli Ârif Hikmet). Nihan olmak: Görünmez olmak, gizlenmek: Ben nihân oldumsa âsârım nihân olmaz durur (Muallim Nâci). Nihân olup gidiyorlardı kolkola meshûr (Hüseyin Sîret). Bir nârayla çölü inletir, tekrar gözden nihan olurmuş (Refik H. Karay). Nihan-ender-nihan: Sır içinde sır, gizliden gizli, çok gizli: Anınçün değmeler vasf edemezler / Nihandır aşk nihân-ender-nihandır (Eşrefoğlu Rûmî).
● Nihan-peykeran (ﻧﻬﺎﻥ ﭘﻴﻜﺮﺍﻥ) birl. i. (Fars. peykerān “sûretler, yüzler” ile) Büyük melekler.

NİHANHÂNE

(ﻧﻬﺎﻧﺨﺎﻧﻪ) i. (Fars. nihān “gizli” ve ḫāne “ev, yer” ile nihān-ḫāne) Saklanılacak gizli yer; eski kale, saray ve konaklarda gizli toplantıların yapıldığı veya gerektiğinde saklanmaya yarayan kimsenin bilmediği oda: Hep nihanhâne-i şehîdandır / Şimdi enkāz içinde pinhandır (Muallim Nâci).

NİHÂNÎ

(ﻧﻬﺎﻧﻰ) sıf. ve zf. (Fars. nihān “gizli” ve nispet eki ile nihānі) Gizli, gizlice: Vâdeyledi bir gece nihânî gelecektir / Ben kuluna ey mâh-likā müjdeler olsun (Şarkı). Bir ıztırâb-ı nihânî ayan olur birden (Hüseyin Sîret).