Kubbealtı Kursları Başlıyor

RUHSAR

(ﺭﺧﺴﺎﺭ) i. (Fars. ruḫsār) Yanak, yüz: Gül-i ruhsârına karşı gözümden kanlı akar su / Habîbim fasl-ı güldür bu akar sular bulanmaz mı (Fuzûlî). Sırr-ı aşkı kim bilirdi nâle efgān etmese / Safha-i ruhsârım üzre eşk tahrîr etmese (Kānûnî Sultan Süleyman’dan). Ruhsârını ey dilber âyîneye benzettim / Vah vah ne hatâ ettim ayı neye benzettim (Enderunlu Vâsıf’tan).

RUHSÂRE

(ﺭﺧﺴﺎﺭﻩ) i. (Fars. ruḫsāre) Yanak, yüz, ruhsar: Âyîne sever candan ruhsâre-i cânânı / Bir gāyete yetmiş kim ayrılsa çıkar cânı (Fuzûlî). Aldım âteş bir zaman bir âteşin ruhsâreden / Fark olunmam şimdi bir âteş-feşan seyyâreden (Muallim Nâci).