Kubbealtı Kursları Başlıyor

SİRKAT

(ﺳﺮﻗﺖ) i. (Ar. sirḳat) Çalma, hırsızlık: Sirkat-i şi’r edene kat’-ı zeban lâzımdır / Böyledir şer’-i belâgatte fetâvâ-yı sühan (Sünbülzâde Vehbî’den). Meselâ yük beygirinin kable’l-kabz yuları sirkat olunsa semen-i müsemmâdan bir şey tenzil etmek lâzım gelmez (Cevdet Paşa). Herifin birini sirkat töhmetiyle mahkemeye götürürler (Fâik Reşat).
ѻ Sirkat etmek (eylemek): Çalmak, hırsızlık yapmak: Çünkü bülbül işitip nağmenizi sirkat eder / Çağırır belki gelir dinleyene hüzn ü keder (Şinâsî). Ve oğluyle berâber karşı karşıya oturup sürüler geçerken tam altı tâne koyun sirkat etmişti (Fâik Reşat). Mezaristâna gelip teşrîh için ölü sirkat edelim (Abdülhak Hâmit).