Kubbealti Lugati
Kubbealtı Kursları Başlıyor

TÂLÎ

(ﺗﺎﻟﻰ) sıf. (Ar. tuluvv “ardından gitmek, tâbi olmak”tan tālі)
1. İkinci derecede olan: Lisan fikri bizim kafalarımızda henüz tâlî bahislerle yer tutmuş bir fikirdir (Nihad S. Banarlı).
2. i. mantık. Bir önermenin ikinci kısmı: “Gelmek istemiyorsa mâzereti vardır” sözünde “mâzereti vardır” tâlîdir.”
3. i. Redif askerinin ikinci sınıfı.
ѻ Tâlî cümle: dilb. Yardımcı cümle. Tâlî yol: Bir ana yola bağlanan, trafik yoğunluğu daha az, ikinci derecedeki küçük yol.
● Tâliye (ﺗﺎﻟﻴﻪ) sıf. Tâlî kelimesinin tamlamalarda ortaya çıkan aynı mânâdaki müennes şekli: “Mes’ele-i tâliye.” “Ulûm-ı tâliye.”

TÂLÎKAT

(ﺗﻌﻠﻴﻘﺎﺕ) i. (Ar. ta‘lіḳ ve çoğul eki -āt ile ta‘lіḳāt) Bir kitabın bâzı yerlerini açıklamak ve eleştirmek amacıyle sayfa kenarlarına konan yâhut ayrıca bir risâle şeklinde yazılan notlar: Ve Molla Fenârî’yi zânûları üstünde mükib olup tâlîkat tahrîrinde gördü (Âlî Mustafa Efendi).

TÂLÎMAT

(ﺗﻌﻠﻴﻤﺎﺕ) i. (Ar. ta‘lіm ve çoğul eki -āt ile ta‘lіmāt)
1. Uyulması gereken hususları bildirmek üzere bir üst makamdan asta verilen resmî emir.
2. asker. Hizmetlerin başarı ile yürütülebilmesi için o hizmetle ilgili sorumlulukları ve ilkeleri içine alan emirler.
ѻ Tâlîmat vermek: Yapılması gereken şeyler hakkında emir vermek: Eyvah dedi; tâlîmâtı eksik verdik; fakat tamamlamak için vaktimiz var (Ahmed Midhat Efendi).

TÂLÎMATNÂME

(ﺗﻌﻠﻴﻤﺎﺗﻨﺎﻣﻪ) i. (Ar. ta‘lіmāt ve Fars. nāme “yazılı şey” ile ta‘lіmāt-nāme) Yönetmelik.