Kubbealtı Kursları Başlıyor

TAHKİK

(ﺗﺤﻘﻴﻖ) i. (Ar. ḥaḳḳ “gerçek olup olmadığını araştırmak, hakîkatini anlamak”tan taḥḳіḳ)
1. Bir şeyin ne olduğunu, doğru olup olmadığını anlamak için yapılan araştırma, soruşturma: Oralara nerelerden girdiğini tahkîke lüzum görmezler (Cenap Şahâbeddin). Zâbıta alelusûl tahkîk-i madde kıldı (Enis B. Koryürek). Tahkîke cesâret edemedim (Reşat N. Güntekin).
2. Bir şeyin doğru olduğunu ortaya çıkarma, hakîkatini anlayıp bilme: Bu nücum ilminin cüz’iyâtı idrak edilmez, külliyâtı da tahkik edilmez (Kâtip Çelebi’den Seç.).
3. Edisyon kritik [Kelimenin Arapça’daki bu anlamı son zamanlarda Türkçe’de de kullanılmaya başlanmıştır].
4. tasavvuf. Hakk’a ermek, hakîkati bulmak için gayret sarfedip netîcede Hakk’ın sıfatlarıyle sıfatlanma, Hakk’ı âlemde müşâhede etme: Erenler kalma taklîd içre vaz’-ı nâ-revâdan geç / Erip tahkîke bul tevhîd-i Mevlâ’yı sivâdan geç (Osman Şems). Evc-i tahkîke suûd ister isen / Rif’at erbâbını taklîde özen (Muallim Nâci).
5. zf. Şüphesiz, muhakkak: Tahkîk haberdir: “El-cinsü maa’l-cins” / İnsâna eriş sohbet-i irfan taleb eyle (Nesîmî). Tahkîk bil ki kim erer îmân-ı kâmile / Lâ-şek muhibb-i şirzime-i hânedan olur (Osman Şems). Hakk’ı, Hak dostlarını tâkip edin. Tahkik, bu yol sizi gerçeklerin ölümsüz hayâtı ile zinde eyler, diriltir (Ken’an Rifâî).
ѻ Tahkik etmek (eylemek): Araştırmak, soruşturmak: Cevher-i nûr-ı mahabbettir esâsı âlemin / Eyledim tahkîk-i mâhiyyet dil-i gam-nâkten (Leskofçalı Gālib). İşi daha güzel bir tahkik edelim (Ahmed Midhat Efendi). İnsan bunları görür de tahkik etmez olur mu? (Ahmet Râsim’den). Tahkik ehli (erbâbı):
1. Bir şeyi inceden inceye araştıranlar: Mısırlı diye şöhret bulmuştur; ama tahkik erbâbının rivâyetlerine göre Mısırlı değildir (Ahmed Midhat Efendi).
2. tasavvuf. Hakk’a ermek ve hakîkati bulmak için gayret sarfedip Hakk’ı âlemde müşâhede eden ve ilâhî hakîkate erişen kimseler.
● Tahkîkan (ﺗﺤﻘﻴﻘﺎً) zf. (taḥkіḳ’ın tenvinli şekli)
1. Tahkik yoluyle, araştırmak sûretiyle.
2. Gerçekten, hakîkaten.