Kubbealtı Kursları Başlıyor

TECESSÜS

(ﺗﺠﺴّﺲ) i. (Ar. cess “araştırmak, dikkatle bakmak”tan tecessus)
1. Bir şeyin iç yüzünü anlamaya, merâkını gidermek için kendini belli etmeden öğrenmeye çalışma, aslını anlamak için gözetleme: Mevcut olan kadehlerden birini doldurunca bir nigâh-ı tecessüs ile beyin sîmâsından meylini öğrenmek istemiş (Nâmık Kemal). Kafamda etrâfımdaki hayat sahnelerini anlamak için derin bir tecessüs uyanmıştı (Hâlide E. Adıvar). Mefharet’in tecessüsünü uyandırarak alâkasının merkezini başka tarafa kaydırmak (…) için ilâve etti (Peyâmi Safâ).
2. Araştırma, tahkik, tetkik: “Tecessüs-i ahval.” Tecessüse dayanılarak seçilip toplanmış notlar vardır (Orhan Ş. Gökyay).
3. Görme, anlama merâkı: Karanlık sokaklardan şapkalı ve fesli çocuklar, siyâsî ve dînî düşüncelerin fevkındeki ilk tecessüsleriyle mâniciye sokuldular (Rûşen E. Ünaydın). Bana kaç defa laboratuvarları, sınıfları, ameliyathâneleri gezdiren doktor hastalığa âit her şeye tecessüsümü biliyor (Peyâmi Safâ). İşte insan oğlunun bütün tecessüsüne rağmen ebedî bilmecesi, ebedî meçhûlü bu idi (Sâmiha Ayverdi).
● Tecessüsat (ﺗﺠﺴّﺴﺎﺕ) i. (Ar. çoğul eki -āt ile) Tecessüsler.
● Tecessüs-kâr (ﺗﺠﺴّﺴﻜﺎﺭ) tür. sıf. (Fars. -kār ekiyle) Tecessüs eden, öğrenmeye çalışan, meraklı.

Kubbealtı Mûsikî Dersleri Başlıyor!

Side Banner