Kubbealti Lugati
Kubbealtı Kursları Başlıyor

TEVECCÜH

(ﺗﻮﺟّﻪ) i. (Ar. vech “yüz; taraf, cihet”ten teveccuh)
1. Bir tarafa doğru yönelme, doğrulma: Şu’lesinden serteser bî-hûd olur kerrûbiyan / Eylesen arşa teveccüh ger cemâl-i kalb ile (Leskofçalı Gālib). Yavaş yavaş kaynananın geline husûmeti gür bir cereyân-ı münharifle Ferit’e teveccüh eder olmuştu (Hâlit Z. Uşaklıgil). Afrika sâhili iki rûhun dâima teveccüh ettikleri bir Kâbe kesildi (Ahmet H. Müftüoğlu).
2. Yakınlık duyma, hoşlanma, beğenme, iltifat: Erkeklerin teveccühleri çabuk sönüp kaybolur (Ahmed Midhat Efendi). İki gün evvel teveccühünü kazanan Rumeli beylerbeyine sordu (Ömer Seyfeddin). Göktekin Bey’in teveccühüne lâyık olduğunuzu ispat ediniz (Yusuf Z. Ortaç).
3. tasavvuf. Râbıta yoluyle gönlünü bağlama, kalben Hakk’a ve mürşide yönelme: Hazret-i Nâmık’a ey Şems teveccüh kıl kim / Kilk-i mu’ciz-rakamı eyleye iş’âr-ı şühûd (Osman Şems).
ѻ Teveccüh etmek: (Belli bir yere) Doğrulmak, yönelmek. Teveccüh göstermek: Sevgi ve yakınlık göstermek, ilgilenmek, iltifat etmek: Onlar dahi fakîri sâir talebe gibi görmeyip büyük teveccüh gösterir idi (Kâtip Çelebi’den Seç.). Teveccühünüz: Övülen birinin kendisini öven kimseye söylediği, “Bende söylediğiniz meziyet yok, o sizin güzel görüşünüz” anlamında teşekkür sözü. Teveccüh ale’z-ziyâ: Işığa yönelim, fototropizm.
● Teveccühat (ﺗﻮﺟّﻬﺎﺕ) i. (Ar. çoğul eki -āt ile) Teveccühler: Benim sana ne çıkarmış teveccühâtımdan? (Abdülhak Hâmit).