Kubbealtı Kursları Başlıyor

VİRD

(ﻭﺭﺩ) i. (Ar. vird) Belirli zamanlarda mânevî bir görev olarak düzenli şekilde okunan âyet, esmâ-i hüsnâ veya duâlar: Sabahın seherinde virdim okurum (Pir Sultan Abdal). Veysel Şatır beyan eder derdini / Terkedemez ezberini virdini (Âşık Veysel). “Virdi olmayanın vâridi olmaz” atasözü tarîkat ehli tarafından söylenir; vârit “kalbe gelen, ilham edilen feyiz” anlamınadır ve atasözü virdi olmayanın, evrat okumayanın Tanrı feyzine erişemeyeceğini bildirir (Abdülbâki Gölpınarlı).
ѻ Vird etmek: (Bir sözü) Her zaman tekrarlamak, dile dolamak: Duâ-yı imtidâd-ı devletin vird etmek evlâdır (Fıtnat Hanım). Vird-i zeban: Dilden düşmeyen, her zaman tekrarlanan duâlar, dilekler, sözler: Kelâmım ehl-i derdin dâimâ vird-i zebânıdır / Mahabbet âleminin her sözüm bir dâstânıdır (Hayâlî’den). Hulûs-ı kalb ile subh-ı mesâ hep pîr ü bernâya / Duâ-yı imtidâd-ı devleti vird-i zebân oldu (Fıtnat Hanım). Vird-i zeban etmek (eylemek, edinmek): Dilinden düşürmemek, hep tekrarlamak: Allah adın eyleyen vird-i zeban / Girse nâr-ı dûzaha görmez ziyan (Kâzım Paşa’dan). Bir aralık o mısrâı vird-i zeban edinmiş idim (Muallim Nâci). “Bülbül yuvadan uçtu gülistânı gam aldı” şarkısı yeni çıktığı zaman (…) bunu vird-i zeban edinip (…) kapı kapı dolaşırmış (Fâik Reşat).