Kubbealtı Kursları Başlıyor

ZAHÎR

(ﻇﻬﻴﺮ) sıf. ve i. (Ar. ẓahr “yardım etmek”ten ẓahіr) Yardım eden, destekleyen, arka çıkan (kimse), yardımcı: Husrevâ Bâkî kulun nazm içre Selmân olmada / Hep senin lutfun muîn olmuştur ihsânın zahîr (Bâkî’den). Olıcak hıfz-ı Hak zahîr ü muin / Neye kādir hasûd-ı bed-âyin (Sâlim Tezkiresi). Müslüman hakka zahîr olmaya her an mecbûr / Sarsılır varlığı göstermeye başlarsa fütûr (Mehmet Âkif – Ö.T.S.).

ZAHÎR

(ﺯﺣﻴﺮ) i. (Ar. zaḥіr) İç sürgünü, dizanteri.

ZAHÎRE

(ﺫﺧﻴﺮﻩ) i. (Ar. ẕaḫr “saklamak”tan ẕaḫіre) Gerektiğinde kullanılmak üzere saklanan hubûbat, erzak: Üç günlük su ancak kalmıştır, zahîre tükenmiştir (Kâtip Çelebi’den Seç.). Bu ihtiyar köylü pazara tarhana, bulgur gibi zahîre getirip satarmış (Fâik Reşat). Ve müşkül iş bir zahîre deposu kadar zengin olan kilerin temizliğiydi (Sâmiha Ayverdi).
ѻ Zahîre nâzırı: Osmanlı Devleti’nde zahîre nezâretinin başında bulanan yönetici. Zahîre nezâreti: Osmanlı Devleti’nde ordunun, sarayın ve resmî dâirelerin ihtiyâcı olan erzâkı sağlamakla görevli bakanlık.

Kubbealtı Mûsikî Dersleri Başlıyor!

Side Banner