Kubbealtı Kursları Başlıyor

ZİYAD

(ﺯﻳﺎﺩ) i. (Ar. ziyād) Artma, fazlalık, ziyâdelik: Koyma nâkıs ehl-i derd içre Fuzûlî’ni tabîb / Eyle bir derman ki derdin ede gün günden ziyâd (Fuzûlî). Ne kadar hüsnü ziyâd olduğunu ister isek / Yine ol şûh-ı cefâ-cû bizi bedhah bilir (Rûhî-i Bağdâdî).

ZİYAN

(ﺯﻳﺎﻥ) i. (Fars. ziyān) Bir şey veya kimsenin sebep olduğu çıkar kaybı, zarar: İki gûşla bir zebânın var / Az işitmekte çok ziyânın var (Âlî Mustafa Efendi). Derim ki Allahım ger kanadını / Ermesin bir ziyan yurda sevgilim (Kemâleddin Kamu).
ѻ Ziyan etmek:
1. Boşuna harcamak, telef etmek: Dostum koynun gül bahçesi / Ziyan etmem gezdir bana (Karacaoğlan). Bu güzel günü niçin hasta bir kadının yanında oturarak ziyan ediyorsun? (Kerîme Nâdir).
2. ticâret. Zarar etmek, kâr edememek. Ziyan olmak: Bir işe yaramayıp heder olmak: Ümit yok deyince hasta başını kaldırıp yanındakilere, “Öyle ise mumu söndürünüz, boşuna ziyan olmasın” demiş (Fâik Reşat). Böylece, ömrünün en güzel ve saâdet ve muhabbete lâyık zamânının aldanarak geçip ziyan olduğunu görmek… (Mehmet Rauf). Ziyan zebil olmak: Boş yere harcanarak heder olmak. Ziyânı yok: Suç işleyen veya özür dileyen birine karşı, “önemli değil, zarârı yok” anlamında söylenir: Fakat ziyânı yok, size şüphe ettiğiniz mahâretimi gene gösterebilirim dedi (Refik H. Karay).

ZİYANCI

sıf. Zarar ve ziyâna sebep olan, ziyankâr [Eskimiştir]: “Ne ziyancı çocuksun!”

ZİYANKÂR

(ﺯﻳﺎﻧﻜﺎﺭ) sıf. (Fars. ziyān “zarar” ve kār ekiyle ziyān-kār) Sürekli zarar veren, zarar vermek huyunda olan.

ZİYANKÂRLIK

i. Ziyankâr olma durumu.

ZİYANSIZ

sıf. halk ağzı. Ziyânı olmayan, zararsız, oldukça iyi.