Kubbealtı Kursları Başlıyor

ZUHUR

(ﻇﻬﻮﺭ) i. (Ar. ẓuhūr)
1. Meydana çıkma, baş gösterme, görünme: Ne şehzâde gül-i gülzâr-ı şevket kim zuhûruyle / Ki döndü hâme gûyâ andelîb-i nağme-fersâya (Fıtnat Hanım). Nedir lüzûm-ı zuhûrun bu hâk-i esfelde (Abdülhak Hâmit). İslâm’ın vicdanlara tanıdığı hürriyet ve müsâvat dînin zuhûruyle başlamış ve tevhîdin ayak bastığı her yerde cârî olmuştu (Sâmiha Ayverdi).
2. tasavvuf. İlâhî sıfat ve isimlerin bir sûrete bürünüp ortaya çıkması, varlık sûretinde görünmesi: Hikmet-i Hak’tır zuhûr-ı her dü âlemden murâd / Reng-i gûn-â-gûn-i eşyâ muhtelif mebnâsı bir (Şeyh Gālib).
ѻ Zuhur etmek:
1. Meydana çıkmak, baş göstermek, görünmek: Kimi zulmet zuhûr eder kimi envâr olur peydâ (Niyâzî-i Mısrî). Bizim kısmetimiz acaba ne taraftan zuhur edecek diye düşünürler (Hüseyin R. Gürpınar). Kurtarır ruhları şüphelerinden / Ansızın mûcizen zuhur eder de (Orhan S. Orhon).
2. tasavvuf. (İlâhî sıfat ve isimler) Bir sûrete bürünüp ortaya çıkmak, varlık sûretinde görünmek, zâhir olmak, tecellî etmek: Yaradan fiiliyle, kavliyle, gizli ve âşikâr tasarrufuyle insandan zuhur etmiştir (Sâmiha Ayverdi). Zuhûra gelmek: Ortaya çıkmak, baş göstermek: Allah’ın gayreti zuhûra gelip acı horluklar, hakāretler içinde cezâsını görmüştür (Kâtip Çelebi’den Seç.).